Değirmen

UNFABDEĞİRMEN TAŞINDA HAYAT

Değirmenler… Onlar hayatın merkeziydi.

Sadece öğüttükleri tahıllarla, taşıdıkları suyla değil, dönen taşıyla da bir anlamda hayatın da döndüğü yerdi değirmenler…

DEĞİRMEN ÇEŞİTLERİ

Aslında pek çok değirmen çeşidi var.

Un değirmeni, çırpıcı değirmeni (boyaların daha iyi tutması için kumaşların çırpıldığı makine), el değirmeni, yel değirmeni, dua değirmeni (Lama dininde görülen, bir eksen üzerinde dönen içi boş madeni bir silindir), barut değirmeni ve daha pek çok değirmen…

Değirmenlerin ilkel tiplerine Neolitik (Cilalı Taş) devrinde rastlanmış. Öncülüğünü ise el değirmenleri yapmış.

Eskiden kollektif yaşamın bir gereği olarak değirmene büyük ihtiyaç vardı. Büyük saraylarda, tapınaklarda ve çiftliklerde değirmenler yer aldı. Başlangıçta kölelerin ve hayvanların çevirdiği bu muazzam değirmen taşları daha sonra su ve yel ile döndürüldü.

SU DEĞİRMENLERİ

Su değirmenleri…

Anadolu’da M.Ö. 2. yüzyılda Mithridates Krallığının başkenti Ciberada (Niksar) geliştirildi.

İnsanlık insan ve hayvan dışında ilk kez bir gücü kendi hizmetinde bu büyük buluş sayesinde kullanmaya başladı.

Devrim yaratan bu buluş kısa sürede Roma İmparatorluğu’nun tüm bölgelerine yayıldı.

Su düşük seviyelerden yüksek seviyelere bu sayede aktarılabildi.

Buğday ve diğer tahıl ürünleri çok daha kolay öğütülebildi.

Maden cevherlerinin işletilmesinde, tarım ve endüstri ürünlerinin işlenmesinde de su değirmenleri kullanılmaya başlandı.

Su değirmenleri, Anadolu coğrafyasından doğarak tüm dünyaya yayıldı.

DEĞİRMEN’İN KELİME ANLAMI

Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügatı Türk kitabında “tegirmen” olarak yer almaktadır.

Uygurca metinlerde ise bu kelime 1000 yılından önce de kullanılmıştır.

Yani eski Türkçe’deki tegirme kelimesinden evrilmiştir.

“tegir” -”döndürmek, çevirmek” fiilinden türetilmiş olabileceği sanılıyor.

tegirme: Çörek, değirmen ya da para gibi yuvarlak olan herhangi bir şey

Değirmen aynı zamanda bir zenginliğin de ifadesi oldu.

Osmanlı padişahlarına çoğu zaman hediye olarak değirmen verildiği, Padişahın ise bu mülkü hediye olarak paşalara bıraktığını tarih kitapları yazar.

DEĞİRMENLERİN BİLİME BÜYÜK KATKI SAĞLADI

Değirmen bilimsel bir çabanın ürünüdür.

Değirmenin bulunduğu yerde diğer müspet bilimlere de kolay geçilmiştir.

Çünkü değirmen kültürüne alışık toplumlar, suyla başka faaliyetlerin de olabileceği olgusunu aramaya başlamışlardır.

1“Suyu değirmene taşımak için bent gerekli olmuş, arg açma işi zorunlu hal almış, dereleri ve vadileri geçmek için arabalar düşünülmüş. Bütün bunlar az çok mühendislik isteyen, kafa yormayı, sağlıklı düşünmeyi gerektiren işler olarak toplumu meşgul etmiş.

Argın altındaki tarlaların durumu düşünülmüş, buralar sulu tarıma açılmış, bağ ve bahçe gibi modern tarımsal faaliyetler gerçekleştirilmiş. Geniş ve ekonomik bahçeler kurularak o toplumun hayat seviyesi yukarı çekilmek istenmiş. Bölgeye yeni ve değişik ağaçlar getirilerek ortaya farklı tarımsal değerler ve kültürler çıkarılmış. Zamanla argların üzerinde tam bir tasarrufa sahip olmak için tapu sistemi uygulanmış. Bu bölgelere kadastro sokulmuş. Feodal düzenin yerine hukuk düzeni oturtulmuş. Bunların yanı sıra demir ustaları, ağaç ustaları, taş ustaları yetişmiş. Okuryazar olmamalarına ya da az okuryazar olmalarına karşın mekanik bilgiler edinen insanlar yetişmiş. Sonuçta suyla gelen kültür diğer kültürlere de öncülük etmiş. Lokomotifi olmuş. Halkla ilişkiler kuvvetlenmiş, ticari zihniyet artmış. En verimsiz yerler en ekonomik düzeye çıkarılmıştır.

DEĞİRMENDE EKMEK YAPIMI

Değirmenlerin iç mekânının az kullanılan bir kenarında, tenha bir yerde tandır vardır. Tandır en büyüğünden seçilir. Birçok kişinin birden ayaklarını sallandırıp ısınacağı kadar geniş olmalıdır. Mutlaka ocak (şömine) ile birlikte yapılır. Daha çok kışın işe yarar.

Değirmenler o buz gibi soğuk kış günlerinde de işlevine devam ederler. Kış mevsiminde buğdaydan başka mısır, arpa, çaman, burçak gibi tahılların yanı sıra bulgur bile çekildiği olur.

Bulgur çekimi sırasında değirmen taşını döndüren su yarıya alınır. Üst taşın da küçüğü ve hafifi seçilir. Alt taşın orta yerine döner. Bu manzara, Un öğütmede görülen görüntüden farklı bir görüntü verir, koca bir alt taşın üstünde ufacık bir üst taş.

Değirmende her zaman ekmek bulunmayabilir. Bu gibi soğuk kış günlerinde tuzsuz ekmek pişirilir. Buna “Külleme” ya da “Pavaça” denir.

Külleme olursa kolay yapılır: Hamur hazırlanır. Kalın halde açılır. Kızgın ocak taşının üzerine konur. Üzerine kül ve ateş koru çekilir. Bir müddet sonra küllerin altında pişmiş halde, büyükçe, yuvarlak “külleme” denilen ekmek çıkar.

Tahmin edildiği gibi bu ekmeğin yüzeyi yamuk ve kısmen de yer yer yanmış vaziyettedir. Kalın olduğu için iç kısmı da hamurdur. Daha çok yüzeyleri yenir. Ancak: Pavaça yapılırsa bu tandıra vurulur. Bilinen pavaça gibi küçük ve yuvarlak olmayıp büyük ve açılmış haldedir. Lavaş gibi olur.

YEL DEĞİRMENLERİ

Tarihteki ilk yel değirmenlerine M.Ö. 2800 yıllarında Mısır ve Çin’de rastlandı.

Yazılı belgelerde rastlanan ilk yel değirmeni, Milattan Sonra 1. yüzyıl başlarında Yunan mühendis Hero’nun ilk kez rüzgar enerjisinin kullanımını tanımlayarak iptidai manada yel değirmenini tarif ettiği, ardından M.S. 644 yılında İran-Afganistan sınırında yer alan Seistan’da inşa edilmiş, sistemin İran’da geliştiği, coğrafyacı İstahri’nin kayıtlarında geçer. Bu değirmen sistemi Hazreti Ömer döneminde geliştirilmiş, suyu pompalamak, ekini una çevirmek, kumaş ve hasır dokumak gibi faaliyetlerde kullanıma uyarlanmış ve İslam coğrafyasında yaygın kullanım bulmuştur.

Türkler ve iranlılar ilk yel değirmenlerini M.S. 7. yüzyılda kullanırken Avrupalılar bunu haçlı

seferlerinde görmüşler. M.S. 10. yüzyıla kadar doğu İran ve Afganistan’da rüzgar yakalama kanatları ve rüzgar değirmenlerinde tahıl öğütüldüğü bilinmektedir.

Cengiz Han, pek çok yel değirmeni ustasını esir alarak Çin’e sürgün edip sistemin oralarda inşasını emretmiştir.

Yel değirmeni Avrupa da ilk kez ilkel su pompası niteliğinde 8. yüzyıl sonlarında ve müslüman İspanya’da (Endülüs) sulamada ve suyun seviyesini yükseltmede kullanılmıştır. Avrupalılarca yel değirmeni kullanımı ise 12. Yüzyıl sonlarını bulur. Ancak Avrupalılar bu yolla Roma imparatorluğunun kaçırdığı bir serveti yakalamıştır. Zira Roma imparatorluğu para basmak için gereken altın ve gümüşü Avrupa dışındaki eyaletlerden temin etmekteydi. Bu eyaletlerden çekilince Avrupa’daki fakir madenlerin işletmeyi denemiş ancak bu madenlerin yüzeysel kapasiteleri hızla tüketilip, derinlere inilince alt galerilerden çıkan suyun baskını ile terk edilmişti.

Avrupalılar yel değirmeni vasıtası ile bu madenlerdeki suyu pompalamış tekrar işletmeye açmışlardır. Zaman içerisinde sistem Avrupa da gelişme gösterdi. Öyle ki Hollanda adeta bir yel değirmeni ülkesi haline geldi.

18.yüzyılın sonunda Hollanda’da 10.000 yel değirmeni bulunuyordu. Rüzgâr türbini denilen ve elektrik üretiminde kullanılan ilk makineler 1890’ların başlarında Danimarka’da yapılmıştır. Aynı dönemde, bu makinelerin geliştirilmesi için Almanya’da da önemli çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Ancak 19.yüzyılda geliştirilen ilk türbinlerin verimleri düşüktü.

Çok pervaneli yel değirmenlerinin kullanımı, 19. yüzyılın ikinci yarısında ABD’de görülmeye başlamıştır. 19. yüzyılın sonunda ABD’de yüze yakın rüzgâr değirmeni fabrikası vardı ve yüzyılın sonunda rüzgâr değirmeni ihracatı ABD ekonomisi için en büyük kaynaktı.

20. yüzyılın başlarında ABD de binlerce elektrik üreten rüzgâr türbini imal edildi. Bu türbinlerde yüksek hızda dönen ve elektrik jeneratörünü çalıştıran iki veya üç ince pervane vardı. Bu türbinler çiftliklere elektrik sağladılar, radyo alıcılarını çalıştırmada, depolama pillerini doldurmada ve aydınlatma ampullerinde kullanıldılar.

1973 OPEC petrol ambargosunu sonrası enerji fiyatlarındaki artış ve geleneksel enerji kaynaklarının sınırlılığı rüzgâr enerjisine olan ilgiyi tekrar artırmıştır. Rüzgâr sistemleri için yeni bir pazar olarak “rüzgâr tarlaları” 1980 başlarında oluşturulmaya başladı. Günümüzde ise GE (General Electric) dev projeler başlatarak rüzgâr enerjisinin AB’deki oranını hızla arttırma yoluna gitmektedir. ABD, Danimarka, Hollanda, İngiltere ve İsveç ‘in katkıları sonucunda, deniz üstünde, kıyıdan uzakta rüzgâr santralleri kurulmuştur. Günümüzde şamandıra üzerine yerleştirilen rüzgâr türbinleri’ de vardır.

1- Ahmet Özerdem – Eğitimci-Araştırmacı-Yazar