Bu işe şapka çıkarılır!

Kastamonu Gazetesi Yazarı Levent Zihnioğlu’nun Tonbullar tarafından organize edilen 23 Nisan etkinliği hakkında yazıdığı köşe yazısı

İki hafta önce yaptığım hesaba göre Kastamonu’ya gitmeyeli tam bir sene olmuştu. Bir sene öncesine kadar her türlü bahaneyi vesile edip neredeyse ayda bir ziyaret ettiğim memlekete yolum düşmez olmuştu. Yoğunluktan diyeceğim ama aslında gitmek istemedim desem daha doğru olur. Ama hiç merak etmeyin yazmayacağım, çünkü nedenleri bende saklı.

Nisan ayı ile birlikte Kastamonu’da olmamı gerektiren iki önemli etkinlik vardı. Bir yıl aradan sonra iki hafta arka arkaya memlekete gitmek gerçekten heyecan veriyordu. Birincisi organizasyonunun içinde bulunduğum bir tiyatro etkinliği, ikincisi ise hayatımın en büyük onurlarından saydığım mezunu olduğum lisemizin 125. Yılı kutlamaları. Ancak ne var ki tiyatro için orada olabildim ama maalesef elimde olmayan nedenlerle lisemdeki kutlamalara gidemedim ve ne yazık ki bir sonraki kutlama için 5 yıl beklemek zorundayım.

Aylar önce Vali Mustafa Kara bir konuşmasında şehrimizin sanayicilerine ve esnafına, herşeyin devletten beklenmemesi gerektiği ve sanayicilerimizinde taşın altına el koyması gerektiğini söylediğini basından okumuştum. Vali beyin bu sözcükleri hangi alanı düşünerek sarf ettiğini bilmiyorum. Ama bence Kastamonu’da taşın altına el konulması gereken alan kültür ve sanattır. Yani ben sanayici olsam elimi ancak kültür ve sanat taşının altına koymayı tercih ederdim. Zira bana göre kuru ekmekle karın doyurmak yerine duyguları, zihinleri ve akılları doyuran sanat üzerine yatırım yapmak en hayırlı olanıdır diyebilirim.

İşte bütün bu nedenlerledir ki, beni arayıp Kastamonu için birşeyler yapmak isteyen Tonbullar şirketi yöneticilerine bir öneride bulundum ve dedim ki; “23 Nisan’da Kastamonu’ya bir çocuk tiyatrosu getirelim.” Açıkçası bu kadar çabuk “olur” cevabını almayı tahmin etmiyordum. “Bu işe şapka çıkarılır” dedirten bir duyarlılıktı Yücel ve Kadir Tonbul’un yaklaşımı.

Büyük bir heyecanla başladık çalışmaya ve hemen Oktay Şenol’u aradım. Dostluğumuz gereği zaten hayır cevabı almayı umut etmiyordum. Sadece Türkiye’nin en iyisi olan bir çocuk tiyatrosu için 23 Nisan’ın yoğunluğu arasında boş bir gün bulmak endişesi ile doluydum. Ancak tesadüfen 24 Nisan Cumartesi günleri boştu ve hemen rezerv ettik.

Dedim ya dostluk gereği Oktay’ın Kastamonu’ya gelmeme yada ricamı geri çevirme şansı yoktu.  Ancak Oktay ve kardeşi Okay’ın hayır diyememeleri için bir başka sebepleri daha vardı. Kendileri dahil oyuncularının neredeyse yarısı Hadi Çaman’ın öğrencileriydi. Diğer bir deyişle bu bir tür ustaya karşı borç ödemeydi onlar için. Çünkü Hadi Çaman için sanat yaşamı boyunca en değerli şeylerden birinin memleketi Kastamonu olduğunu çok iyi biliyorlardı.  Sadece bir sorun vardı Cuma akşamı İstanbul’da, Cumartesi Kastamonu’da, Pazar günü tekrar istanbul’da sahne alacaklardı ve sordukları ilk soru şu oldu; “Kastamonu’ya Cuma akşamı uçak var mı?”  Bende biraz espiri olsun diye şöyle cevap verdim; “Kastamonu’ya en yakın tarihteki uçuş Kasım ayında”  Aslında bu bir şaka olmakla birlikte, benim için uzak olan Kasım ayında bile uçuş olmasının nasıl bir heyecan verdiğini dostlarıma anlatmam biraz zordu.

Derken beklenen gün geldi ve Kastamonu’ya vardık. Heyecanlıydım. Çünkü bir çok ilk yaşanıyordu. Türkiye’nin ilk sıralarındaki bir çocuk tiyatrosunu Kastamonu’ya götürmüş olmanın heyecanının yanı sıra  Kastamonu’da ilk kez bir özel sektörün tamamen kendi insiyatifi ile gerçekleştirdiği bir sanat etkinliğin olması beni iyice heyecanlandırıyordu. Zira Vali beyin dediği gibi taşın altına el konulmuş, üstelik bu etkinlik tamamen devletin görevi olarak görüldüğü bir alanda yapılmıştı. Bundan daha büyük bir heyecan olamazdı benim için. Üstelik çocuklar içindi ve Atamız’ın tüm dünya çocuklarına hediye etmiş olduğu Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramımıza çok yakın bir günde olabilmişti. Sonunda başarmış ve tiyatro aynı gün içinde iki kez perdelerini açmıştı. Çocuklara geri dönüşümü anlatan bir oyun iki kez sahnelenmişti.

İki şey hariç hemen herşey son derece güzeldi. Birincisi yılların Halk Eğitim Merkezinin ses ve ışık düzenin çalışmıyordu. Allahtan tiyatro kendi sistemlerini getirmişti ama Kastamonu için bir kültür abidesi olan Halk Eğitim Merkezinin sistemlerinin çalışmıyor olması gerçekten bizler adına çok üzücüydü. İkincisi ise taşın altına el koyan ve bir ilki gerçekleştiren Tonbullar organizasyonunda Kamu yöneticileri ve öğretmenlerimizin neredeyse hiç biri bu etkinlikte yoktu. Düz dünya aklıyla diyebilirim ki, gerçekten orada olmasını beklediğimiz hiç kimse orada yoktu. Hadi Kamu erkanının yoğun programı vardı diyelim. Peki ya öğretmenlerimiz neredeydi? Çocukları okullarında toplayıp halk eğitim merkezine bizzat getiren bir kaç duyarlı öğretmenimiz dışında gözlerimiz salonda öğretmen aradı ama maalesef bulamadı. Buna rağmen duyarlı velilerimiz sayesinde iki kez dolup boşalan salon içimize su serpti.

Ben şahsen bir sanat sever olarak Kadir ve Yücel Tonbul kardeşlere tüm çocuklarımız adına teşekkür ederim. Poşet üreten bir firmanın yöneticileri olarak çocuklara geri dönüşümü anlatan bir tiyatro oyununu Kastamonu’ya kendi çabaları ile getirmek çok büyük bir cesaret ve yürek gerektiriyordu. Kastamonu’da böylesine duyarlı iş adamlarının olduğunu görmek ise gelecek için umut veren bir başka gururdu bizler için. Etkinliğin ardından en büyük dileğimiz ise gelecek günlerde ve yıllarda diğer şirketlerimizinde benzer kültür ve sanat aktivitelerine sponsor olabilmelidir.

Son olarak Vali beye de teşekkürlerimizi iletelim. Zira Halk Eğitim Merkezinin bu aktivite için tahsis edilmesinde yardımları çok etkileyiciydi. Birde Vali beye bir soru soralım; “Tonbullar bu katkılarından dolayı bir teşekkürü ve hatta bir plaketi gerçekten hak etti. Öyle değil mi?” Aslında o plaketi çocuklar yürekleriyle verdiler ama yine de bizden söylemesi…

Levent Zihnioğlu

Kastamonu Gazetesi